Bu büyülü dünyada karanlıkta yolunuzu bulmaya çalışmak istiyor musunuz?

Sitemize üye olunuz...



 
AnasayfaDeathomens RPGKayıt OlGiriş yap
Hoşgeldiniz. Lütfen, Giriş yapınız ya da Kayıt olunuz.








Sitemize hoşgeldiniz!
Harry Potter zamanını hatta bilinen dört büyücü zamanını bile geride bırakıp daha öncelere götürüyoruz sizleri. Alışılmamış temamız ve özgün sistemlerimizle beraber sizleri bekliyoruz. Sihirli dünyamızın kapılarından geçerek bu heyecan dolu kurguda yerinizi alabilirsiniz.
Sihirli günler dileriz.


blablabla
SITE STATS

User Legend

Paylaş | 
 

 Freya Artemis Vigoureux

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Freya Artemis Vigoureux
Büyüceşûra Hakimi
Büyüceşûra Hakimi
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 14
En Belirgin Özellik : Sessiz, zeki, sadık, güvenilir.
Kan Durumu : Safkan
Kayıt tarihi : 21/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
48/100  (48/100)

MesajKonu: Freya Artemis Vigoureux   Ptsi Mart 21, 2011 10:11 pm

Freya Artemis Vigoureux

Etrafımı saran karanlık, bedenime bu karanlığa inat ışık tutan güneş beni bu acımasız dünyanın esaretinden kurtarmak için neden bekliyorsun.Ölüm bedenimi almalı mı?Çılğıklarım yeryüzünü inletmeli mi?Yoksa sadece acı içinde kıvranan bedenim alevlere mahkum mu olmalı?Cehennemin ızdırabından beni kim kurtaracak, beni yeryüzünde asılı tutan bir melek mi?Şeytan bana kollarını açmışken sesimi kim duyacak?Ölümün nefesini hissederken, bütün kemiklerim tek tek kırılırken beni kim bu cezadan azad edecek?Masmavi bulutları bana yasak eden gökyüzü, siyahın ihtişamını yok eden şeytan; kalbimi sen mi tutsak ediyorsun?Güneş artık doğmayacak gibi sonsuza dek batarken, ay kendini bana bir daha göstermeyecekmiş gibi kendini benden gizlerken kim beni kurtaracak, kim beni çektiğim ızdıraptan kurtaracak, ölüm meleği etrafımda kol gezerken, yaşama arzusunu bana veren hayat benden neden intikam almaya çalışırsın ki?Neden beni acımasız bir dünyanın ortasında bırakırsın ki?Dünya, hayat beni mi istemiyorsunuz, çekilen çilelerin sonu mutlak ebediyet mi?Cehennemin kaosundan kurtar beni güneşin efendisi, gecenin tanrıçası, aydınlığın hükümdarı.Daha erken, daha çok erken beni alıp gitmen için daha çok erken.Renkleri görmek istiyorum, aydınlığı hissetmek istiyorum, nefes almak ve hayatı doyasıya yaşamak istiyorum, daha çok erken.Rahat bırak beni...

Korku, işte tam da hissettiği şey buydu. Gözlerini açmaktan bile korkuyordu. Sanki tekrardan o kâbusa dönecekti, sanki tekrardan ölüm onu çağıracaktı. Neden ama? O kadar mükemmel ve güzel bir hayatın ortasında bu kâbus da nereden çıkmıştı. Aslında sebebi belliydi; şansı, uğuru yanında yokken çektiği tüm acılar ona bağlılığı hatırlatıyordu. Esir düşmüştü adeta, kocasının yokluğunda bir esir kampındaki köleydi. Prangaların acısı yüreğinin acısıydı, özleminin, hasretinin acısıydı. Bir an önce buradan kurtulmak istiyordu. Duyduğu kokular koku değildi, dokunduğu şeyler aslında yoktu sanki gördüğü yüzler suratlarına birer maske takılmış palyaçoydu adeta. Bu ızdırap neydi, neyin cefası idi? Sabahın ilk ışıkları yeni, yeni doğmaya başlamıştı. Güneş kendini dünyaya gösteriyordu. Nazlı bir gelin edasıyla salına, salına yükseliyordu arşa. Yataktan kalktı ve banyoya ilerledi. Altın kaplama musluklar, muggleların gösteriş meraklı olduğunu apaçık belli ediyordu. Dünyaya, dünya hayatına bu denli düşkün olmak niyeydi ki? Çok saçma aslında; ölüm kapımızda beklerken, hatta evimize misafir olmuşken. Musluktan akan soğuk suyu yüzüne sürekli ve bolca çarptı. Aynaya baktığında kendini tanıyamadı, gördüğü gözler onun değildi sanki. Kahverengi gözlerinin arkasında mutsuzluk vardı. Kocasına, çocuklarına karşı duyduğu özlem vardı. Sağ tarafında duran havluyu aldı ve yüzünü sildi. Banyodan çıktığında gar dolabın önüne gitti ve kapaklarını açtı. Aslında yanında çok fazla kıyafet getirmemişti. Askının birinde duran cübbesini aldı ve yatağın üstüne koydu, yanına mutlaka alması gerekiyordu. Bir başka askıda duran siyah döpiyes takımını aldı ve hemen giydi.

Daha saatin çok erken olmasını fırsat bilerek, eline kâğıt ve kalem aldı. Kendi el yazısıyla yazmak istiyordu. Özlemini, aşkını, sevgisini söylemek istiyordu. Cam kenarında duran masaya geçti, sandalyeye oturdu. Aslında ilk başta ne yazması gerektiğini kendisi de bilmiyordu. Kelimeler aslında kalbindeydi, söylenmek için hazırda bekliyordu. Ama kâğıda dökerken her zaman için bir boşluk oluyordu. Yüzüne söylemek varken kâğıda yazmak çok saçma geliyordu. Gerçekten de saçmaydı ama.

James, Sevgili Kocacım...

Aslında ne yazmam gerektiği konusunda tereddütte düştüm her zamanki gibi. Sen bilirsin beni. Zaman burada sensiz hiç geçmiyor. Durdu sanki aşkım. Güneş yeni, yeni doğuyor ama ben sensiz güneşin doğduğunu bile anlayamıyorum. Birazdan toplantı için çıkacağım, bir an önce buradan kurtulup senin ve çocuklarımızın yanında olmak istiyorum. Onları benim için mutlaka öp. Çok özledim onları. Seni çok özledim kalbim. Bu şehir çok soğuktu. Soğukluğun sebebi senin burada olmaman, senin nefesini hissetmediğimde bedenimi ani bir soğukluk kaplıyor. Gözlerindeki ışığı görmediğimde kalbim yerinden sökülecekmiş gibi hissediyorum. Dudaklarından çıkacak tek bir sözü o kadar çok özledim ki. Çok uzun cümleler kurmak istemiyorum. En kısa zamanda yanında olacağım kalbimin sahibi. Kalbin seni çok özledi. Ruh eşim, diğer yarım bedenim seni arıyor. Seni çok seviyorum kocacım...

Freya...


Mektup çok uzun olmamıştı, zaten uzun bir mektup da yazmak istemiyordu. Çok yakında kocasına kavuşacaktı, kavuşacağı anı sabırsızlıkla bekliyordu. Ona doya, doya sarılmak istiyordu. Güneş tamamen ortaya çıkmıştı, aydınlık bir gökyüzü bizi bekliyordu adeta. Daha fazla geç kalmadan konferansın olacağı salona gitmek istiyordu. Ama gitmeden önce aynada son bir kez kendine baktı. Siyah takımı üstüne tam oturmuştu, boynundaki kolye, işte bu kolye James'in ona en güzel armağanlarından biriydi. Parmağındaki yüzükle oldukça uyumlu duruyordu. Bir eline çantasını diğer eline cübbesini aldı ve odadan çıktı. Koridorda ilerledikçe, odalarından gelen seslere ister istemez kulak misafiri oluyordu. Bir aile çocuklarıyla oynuyor, yeni evli bir çiftin kadeh tokuşturmaları ve kahkahaları koridorda yankılanıyordu. Merdivenlerden aşağıya indiğinde resepsiyona doğru ilerledi. Resepsiyonda duran kumral kadına elindeki zarfı uzattı ve "Bunu en kısa zamanda üstündeki adrese gönderin." dedi. Kadın önce zarfı aldı, ardından üstündeki adrese baktı "Tabi efendim." dedi. Freya kadına son bir kez baktıktan sonra otelden ayrıldı. İnsanların koşuşturması, ellerindeki çantalarla bir o yana bir bu yana yürüyen insanlar. Sanki birileri onları kovalıyormuş edasıyla geniş adımlar atıyorlardı. Peki, neden patronları onları azarlayacak mıydı? Veya işlerine geç kaldıklarında kovulacaklar mıydı? Zaten bunlar şimdi önemli değildi. Freya bir konferansa katılacaktı ve sıkılmamak için elinden geleni yapacaktı.

Konferansın yapılacağı binanın önüne geldiğinde kapıda duran bakanlık görevlileri kendilerini belli ediyordu sanki. Merdivenleri çıkarken bir yandan kapıda duran adamlara göz gezdirdi. Sihir bakanlığının neden bu kadar koruma içgüdüsü duyduğunu anlayamadı açıkçası. İçeriye girdiğinde farklı milletlerden birçok kişi kendi aralarında konuşuyordu. Acaba kimi çekiştiriyorlardı? Freya hiç kimseyle konuşmadı ve direk salona ilerledi. Kendine kapıya en yakın yeri seçti ve oturdu. Konferansın başlayacağı duyurulduğunda dışarıda sohbete dalan herkes tek, tek yerlerini aldı. Konferans başkanı geldiğinde ise salonda tam bir sessizlik hâkimdi, çıt çıkmıyordu. Büyüler, sihirler, büyücü sorunları, mugglelarla ilgili durumlar kısacası tüm sıkıcı konular. Bu zamana kadar alınan en önemli kararın mugglelardan tamamen ayrılmak olması da bir saçmalıktı. Nasıl olabilirdi ki? Troller, yaratıklar nasıl saklanacaktı, yok mu edilecekti. Zaten uygulanması mümkün olmayan bu karar da çok fazla uygulanma şansı bırakmamıştı kimseye. Elindeki not defterine sürekli bir şeyler karalıyordu, yazdıklarını anlaması kendisi için de biraz güç olacak gibiydi. Çünkü ilk defa bu kadar karışık yazıyordu. Mesleğini çok seviyordu, fakat arada çıkan bu anlamsız toplantılar canını sıkıyordu. Eşi ve çocuklarının yanında olması gerektiği zamanı toplantılarda geçirmek çok abesti. Toplantı sona erdiğinde derin bir nefes aldı. Kapıdan çıkmak için sabırsızlanırken birisinin ona değdiğini hissetti. Ani bir refleksle arkasını döndü. Gördüğü yüz oldukça tanıdıktı, çocukluğundan beri tanıdığı eski bir dostu."Merhaba Freya." Freya şaşkınlığını gizleyemeyerek kadının yüzüne bakakalmıştı. Uzun zaman olmuştu görmeyeli ama hiç değişmemişti sanki."Merhaba Anna, nasılsın? Seni burada göreceğimi hiç tahmin etmiyordum."Şaşkınlık mıydı, yoksa eski bir dostunu görmüş olmanın verdiği sevinç miydi bilinmez olduğu yerde kalmıştı." İyiyim Freya, asıl ben seni burada göreceğimi hiç tahmin etmezdim."Tesadüfler, tatlı tesadüfler, eski dostları bir araya getiriyordu. Uzaktan bir adam Anna'ya seslenince, genç cadı "Üzgünüm Freya gitmem gerek, seni görmek çok güzeldi. Bir ara mutlaka buluşalım." dedi ve Freya'nın yanında ayrıldı. Konferans salonundan çıktığında hava neredeyse kararmak üzereydi.

Otele doğru yürümeye başladığında sokaklar yavaş, yavaş tenhalaşmaya başlıyordu. Ellerinde poşetleriyle evlerine giden insanlar, mağazalardan çıkan kadınlar evlerine bir an önce gitmek insanlarla doluydu sokak. Freya ise sadece özlem ve hasretle doluydu. Elinde tuttuğu çantası ve cübbesi ona ne kadar yalnız olduğunu hatırlatıyordu. Otele ulaştığında direk odasına çıktı. Üstündekileri çıkarmadan kendini yatağa attı. Yorgunluğunu hissediyordu. Aslında uykusu da gelmişti, ama uyumayacaktı. Uyumak istemiyordu. Uyursa kâbuslarına geri döneceğinden korkuyordu. Ve o kâbuslar onu sonsuz bir uçurumun kenarına sürüklüyordu. Odanın kasveti içini bunaltmaya başlamıştı. Asasını cübbesinin iç cebine koydu ve odadan çıktı. Odada en fazla yarım saat kalmıştı ama o yarım saat içerisinde duvarlar üstüne, üstüne geliyordu. Otelden ayrıldığında tek başına sokaklarda geziyor, sadece çevresine zaman, zaman göz gezdiriyordu. Ne kadar yürüdüğünün farkında olmadan bir parka gelmişti. Bir banka oturdu ve temiz havayı içine çekmeye başladı. Parkın sessizliği onu korkutmuyordu, hiçbir zaman korkmamıştı, şimdi de korkmuyordu. Sadece bu soğuk şehirde tek başına olmanın verdiği korku vardı. Kocasına olan özlemi onu sabırsızlandırıyordu. Son bir toplantı kalmıştı, ama bir an önce evine dönmek istiyordu. Daha fazla bu şehirde kalabileceğini zannetmiyordu.

Park bir anda soğudu, aslında şehir bir anda soğudu. Yaşamayan, nefes almayan bir şeyler etrafta geziniyordu. Zaman durmuş gibiydi, zaman yok olmuş gibiydi. Sessizlik, sanki gecenin çığlığı ile yankılanıyordu. Şehir korkmuştu. Freya yerinden kalkmak istedi. Otele doğru ilerlemek için ilk adımını atmıştı. Ayağındaki topuklu ayakkabılar sadece tek bir ses çıkardı."Tak..." gerisi gelmedi. Bir adım daha atamadı, karşısında gördüğü yüz bedeninin kilitlenmesine sebep oldu. Gözleri karşısında duran adama takıldı. Gerçekten bir insan mıydı? Görünüşü insandı, ama etrafa yaydığı korku bir insanı andırmıyordu daha çok bir canavarı andırıyordu. Gözlerinin kırmızılığı, teninin beyazlığı ve saçlarındaki karmaşık hal... Aklından geçenden korkmuştu, aklından korkmuştu, düşüncelerinden korkmuştu. Asasına uzattı elini sıkıca kavradı, bakışları keskinleşti sadece olduğu yerde kaldı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Julian Lang
Karanlık Sanatlar Profesörü
Karanlık Sanatlar Profesörü
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 135
Yaş : 29
Gerçek Ad : Eren
Kayıt tarihi : 13/07/10

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Geri: Freya Artemis Vigoureux   Ptsi Mart 21, 2011 11:36 pm

Anlatım (Akıcılık, betimleme, vs.): 23/25
İmla: 15/15
Görünüm: 10/10


Büyücü Gücü: 48/50 Puan

_________________

Pierre Seymour' a teşekkürler...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://deathomens.turkforumpro.com
 
Freya Artemis Vigoureux
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 ::  :: RPG MERKEZİ :: Büyücü Gücü-
Buraya geçin: