Bu büyülü dünyada karanlıkta yolunuzu bulmaya çalışmak istiyor musunuz?

Sitemize üye olunuz...



 
AnasayfaDeathomens RPGKayıt OlGiriş yap
Hoşgeldiniz. Lütfen, Giriş yapınız ya da Kayıt olunuz.








Sitemize hoşgeldiniz!
Harry Potter zamanını hatta bilinen dört büyücü zamanını bile geride bırakıp daha öncelere götürüyoruz sizleri. Alışılmamış temamız ve özgün sistemlerimizle beraber sizleri bekliyoruz. Sihirli dünyamızın kapılarından geçerek bu heyecan dolu kurguda yerinizi alabilirsiniz.
Sihirli günler dileriz.


blablabla
SITE STATS

User Legend

Paylaş | 
 

 İstenmeyen Tanıdık

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Terence Anjou
Lord Jules & III. Sınıf
Lord Jules & III. Sınıf
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 21
Yaş : 23
En Belirgin Özellik : Kendine göre her daim haklı oluşu.
Kan Durumu : Melez
Gerçek Ad : Emre
Kayıt tarihi : 12/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: İstenmeyen Tanıdık   Cuma Nis. 01, 2011 4:02 pm

Claudia Douglas
Terence Anjou



Uzundur hiç böyle olmamıştı hayat onun için; sıkıcı, boğucu, kendinden nefret ettiren. Küçük bir çocukken her şeyden zevk alan, bilmediği şeyleri merak edip hakkında bilgi toplayan, bütün sorulara cevap arayan, eline geçen bütün malzemeleri eğlenceye dönüştüren o gitmiş; yerine her şeyden nefret eden, neden var olduğunu bilmeyen, sürekli aynı şeyleri yapmaktan sıkılan ve havaların sıcak olmasını dahi saçma bulan yeni biri gelmişti. Onun bu halinden kendi de nefret ediyordu, büyücü dünyasındaki savaşlar yetmezmiş gibi bir de kendi iç savaşının mücadelesini veriyordu. Kâh sempatik, sevecen tarafının yanına geçiyor, o cephede savaşanlar için yaşıyordu; kâh evrende yaşama çabası göstermenin anlamsız olduğunu, bu yüzden kendi dahil herkesi ve her şeyi yok olmaya sürükleyen kötümser tarafın cephesinde savaşıyordu. İçinde yaşadığı bu karmaşık dünyadan kendini sıyıramıyordu bir türlü. Eskiyi çok özlüyordu ama mazide yaşamayı da sevmiyordu.

İşte, o arapsaçına dönmüş haletiruhiyesiyle dünü, bugünü, yarını düşünürken kendini Çatlak Kazan adlı büyücü dünyasında yer edinmiş, loş aydınlatmalı, ahşap masa ve sandalyelerle doldurulmuş barda buldu. Buranın bu kendine münhasır düzenini sevip benimsemişti her zaman, belki de bu yüzden hiç buraya gelmeyi düşünmemişken buluvermişti kendini burada. O, iyimserlik kötümserlik savaşını verirken kendi içinde, bilinçaltı onu buraya yollandırmıştı. Burayı seviyordu fakat üst kattaki özensiz döşenmiş odalarını varsaymadan. Çünkü mekanın o iç bunaltıcı fakat aynı zamanda insanı rahatlatan, hiçbir şeyi düşünmeye sevk etmeyen atmosferinin üst katlara çıktıkça bozulduğunu öğrenmişti. Bar ne kadar kalabalık, sıkış tıkış ve karanlıksa üst kattaki odalar da bir o kadar yalın, geniş ve aydınlıktı, tıpkı Terence Anjou'nun iç dünyası gibi karmaşıktı.

Mekanı teneffüs edip idrak etmesinin ardından şöyle bir masalara göz gezdirdi ve içine sinen bir tanesine doğru yol aldı. Diğer insanların aksine her gelişinde aynı yerde oturmayı sevmiyor, burayı dahi farklı perspektiflerden inceleyerek yaşamayı seviyordu. Bu defa fazla görünmek istemediğinden kuytu taraflarda, serin olduğunu düşündüğü bir masaya oturmuştu. Bu sıcak yaz günlerinde onu serinletecek bir masaya ondan çok başka hiç kimsenin ihtiyacı olamazdı. Sandalyeye yerleşip masayı da kendine göre çekip çevirdikten sonra geriye yaslandı ve ellerini uzatıp parmak uçlarını ahşap masanın pürüzlenmiş yüzeyinde gezdirmeye başladı. İnişli çıkışlı parmak yolculuğundan bir süre sonra sıkılmaya başlayınca ellerini masanın üzerinden çekti ve yukarı doğru kaldırdı. Barın görevlisini çağırmak istiyordu ama görevli onu fark etmemişti bile. Ya gerçekten çok kuytu bir köşeye oturmuş ve görünmesini engellemişti ya da buhranını yaşarken üstündeki kıyafetlere pek dikkat etmediğinden pespaye kılığı görevliyi hizmet etmeye teşvik edememişti. Uzunca bir süre kolunu bir sağa bir sola doğru salladı. Boşluğa doğru el sallamaktan sıkıldığından yanaklarını şişirip uzun ve sessiz bir of çektikten sonra kolunu bir ölününki gibi yavaş ve ahenkle aşağı bırakıp sallandırdı. Buraya geldiğinden beri kaç dakika geçtiğini merak ediyordu doğrusu. Tanıdık birileri gelsin diye içinden dua ediyordu, bu şekilde gün geçmezdi yoksa.

Sıkıntıdan oflayıp poflayıp saçlarını karıştırırken talih bu ya istediği gerçekleşti; tanıdık birini kapıdan içeri girerken gördü. Ama yine talih bu ya istediği tanıdık kişi şu anki ruh haliyle pek istemediği biriydi. 'En azından konuşup biraz neşelenirim' diye düşündükten sonra tanıdığının onu bu karanlıkta görmesini ümit ederek arkasına yaslandı ve beklemeye koyuldu.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Claudia Douglas
Lady Ahern & III. Sınıf
Lady Ahern & III. Sınıf
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 78
En Belirgin Özellik : Gölgeler.
Kan Durumu : PB.
Gerçek Ad : Sude.
Kayıt tarihi : 11/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek: Görücü
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
41/100  (41/100)

MesajKonu: Geri: İstenmeyen Tanıdık   Paz Nis. 03, 2011 8:52 am

Onun için her şey aynıydı. Değişen hiçbir şey yoktu. Kendini bildi bileli böyleydi ya, güçlü olmaya çalışan fakat her seferinde kendini uçurumun kenarında bulan biriydi. Yardıma muhtaç olmaktan nefret ederken, sürekli birilerinin uzattığı eli tutmak zorunda kalan aciz biriydi ya da. Ne kendine, ne de bir başkasına güvenemezdi. Kaybetmekten korkacağı neye sahipti ki? Daha ne kadar kaybolabilirdi ki karanlıkta? Belki bu yüzden güvenmediği insanlardan yardım bekliyordu. Güvenmese de, ona zarar veremeyeceklerini biliyordu. Her duyguyu aynı anda yaşayabiliyordu artık. Bulunduğu ortam bunu gerektiriyordu çünkü. Hiç bir yere ait olmamıştı. Kaldığı o ev bile bir şey ifade etmiyordu ona. Yalnızca onu daha da ufaltıyordu. Altından kalkamayacağı bir iyilik karşısında sürekli teşekkür etmek zorunda hissediyordu kendini. Oradan oraya istemsizde sürükleniyormuş gibi geliyordu. Ona kalsa, çoktan kaybetmişti.

İnsanlardan kaçarken neden en kalabalık bir yer seçtiğini bilmiyordu. Ama büyücü dünyası onu evinde hissettiren tek yerdi. Kendini rahat ve güvende hissediyordu. Gölgeler karanlıkta bile ona musallat olmuyordu bazen. Burada yaşama düşüncesi hep cazip gelmişti ona. Ufak ama kalabalık bir yerdi. Boğucu ışığı, üstüne üstüne gelen duvarları vardı. Bütün bunlara rağmen burayı nasıl sevdiğini hala anlayabilmiş değildi. Belki tek nedeni rol yapmıyor olmasıydı. Burada maskeyle dolaşmak zorunda değildi. Ya da olmadığı biri gibi de dolaşmasına gerek yoktu. İstediği an asasını çıkarabilir, görünür bir yere koyabilirdi. Etraftakiler az çok biliyordu onun kim olduğunu. Hem bunun için anlatmasına da gerek yoktu.

İçeri girer girmez Çatlak Kazan'ın, aşinası olduğu havasını soludu. Nereden geldiğini bilmediği dumanlar zaman zaman görüşünü bozuyordu. Birbirinden farklı büyücülerin sesleri kimi zaman yükseliyor, kimi zaman fısıltıya dönüşüyordu. Yine hiçbir şey değişmemişti. Ne ortam, ne insanlar, hep aynılardı.

Attığı ufak adımlarla, boş bir masa aramaya koyulmuştu. Havasız ortamın her bir köşesinde geziniyordu bakışları. Tanıdık bir simayla duraksadı. Anında gözlerini kaçırmış olsa da bir kez göz göze gelmişlerdi. Onu görmemiş gibi davranamazdı. Terence'den tabii ki nefret etmiyordu. Yalnızca ona ve ailesine karşı borçlu hissediyordu kendini. Özellikle Terence'in karşısına pek çıkmamaya gayret ediyordu. Kendini Claudia'dan sorumlu hissedip hissetmediğini bilmiyordu, fakat sürekli onun gözünün önünde olmak, Claudia'yı rahatsız ediyordu. Derin bir nefes alıp gülümsedi onun masasına yaklaşmaya başladığında. Oturup oturamayacağını bilememiş, masanın bitişiğinde durmuştu. "Selam."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Terence Anjou
Lord Jules & III. Sınıf
Lord Jules & III. Sınıf
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 21
Yaş : 23
En Belirgin Özellik : Kendine göre her daim haklı oluşu.
Kan Durumu : Melez
Gerçek Ad : Emre
Kayıt tarihi : 12/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Geri: İstenmeyen Tanıdık   Çarş. Nis. 06, 2011 5:42 pm

Terence hala o karmaşık içsel savaşından kurtulamamıştı. Bu yüzden nasıl davranması gerektiğine karar veremiyor, bir sırıtarak etrafı seyrediyor, bir suratını asıp sadece önündeki masadaki oyuklara dalıp gidiyordu. Terazi misali bir türlü dengesini kuramıyordu. Neşesiz tarafına dönmek istiyordu ama bu durumdan canı da sıkılmıyor değildi; neşeli tarafıysa ona şu an Kaf Dağı kadar uzak geliyordu. Her daim neşeli olmak zorunda değildi ya? Kapıdan giren istenmeyen tanıdığa karşı tutumuna da karar verememişti. Zaten ona her zaman dilediği gibi davranmamış mıydı? Bugün de öyle yapardı...

Ama bugün dilediğinin ne olduğuna kanaat getirmekte çok büyük güçlük çekiyordu. O ağzını yana doğru eğmiş düşünüyor, bir yandan da kapıdan giren tanıdığa göz gezdiriyordu. Onu görürse ne yapacağına karar vermeye, hatta onu görmesini mi görmemesini mi istediğini anlamaya çalışıyordu. İşte, tam da bu esnada onunla kısa bir göz teması kurdular. O gözlerini hemen kaçırsa da artık onu görmüştü. Yine, kader teraziye istediği gibi davranmış, Terence'e karar verme hakkı tanımamıştı. Bundan nefret ediyordu. Hani ailesi hep söylüyordu kendi kararlarını vermesini, o bunu istese bile yukarıdan ya da aşağıdan, nerde olduğu belirsiz bir yerden bir yönetici onun kararlarına dahi karışıyordu. Ona fırsat tanınmıyordu ki kendi düşüncelerine istinaden kararlar alabilsin.

Bu Tanrı'ya karşı olan nefret dolu isyanın ardından kafasını tekrar kilitlendiği noktadan -masanın üzerinde bulunan ufak, kırmızı renkli çiçekten- kaldırdı ve istenmeyenle karşı karşıya geldi. Bu kişinin istenmeyen olduğuna tam da şu anda karar vermişti, bu onun Tanrı'ya karşı koymasının göstergesiydi. Yani kısacası, 'Sen onu yollasan da buraya, ben onu kabul etmiyorum' mesajı vermek istiyordu. Kız çekingen bir biçimde ne yapacağına karar veremiyormuş gibi görünerek Terence'in bulunduğu masanın başında dikiliyordu. Tabi, bu esnada kısa bir sözcükle onu selamlamayı da unutmadı. Terence onun selamını kabul edecekti fakat işine karışan yüzünden de istenmeyene biraz kötü davranacaktı. Bu çocuğun içine şeytan mı kaçtı?

''Merhaba" dedi biraz soğuk olduğunu hissettiği bir havada. Yüzüne öylesine bir tebessüm yerleştirdi ki yüzüne karşı küfürler etse daha iyi olurdu diye düşünmeden edemezdi insan. O da bu gülümsemesini gözlerini kısarak karşıdaki boş duvarda gördü ve bu defa daha içten bir biçimde kendine güldü. Kısa süreli kahkasının ardından kızın hala orda durduğunu fark edince, "Claudia? Ne duruyorsun, otursana. Burası boş." dedi karşısındaki sandalyeyi göstererek. Biraz evvel attığı kahkahadan dolayı bu defa sesi daha canayakın ve davetkar çıkmıştı. Buna içten içe biraz üzülse de kızı masaya oturtmanın nazik yolunun bundan geçtiğini biliyordu, bu yüzden yüzündeki iyimser gülümsemeyi kız oturuncaya dek bozmamaya özen gösterdi. Kollarını kafasının arkasına doğru çekip ellerini başının üstünde birleştirdi ve onu bekledi.

Her şeyde olduğu gibi bunda da bir oyun vardı elbette. Bazen iyi diye gördüklerimizin maskelerinin altından böylesine şeytani düşünceli kötü suretler çıkabilirken, bazen de bize yakın hissetmediklerimizin aslında en çok bize yakın olduğunu anlarız. Terence şu an bunlardan iyi görünümlü kötüye yakın görünse de aslında o hiçbir yere ait değildi. Çünkü o bazı şartlarda hakikatli iyi bazı şartlarda ise şeytani bir kötülüğe sahip oluyordu. Onun bu arafta sabit kalmasına neden olan şeyse kızın kendisinden başkası değildi. Bazı şeylerin iyi ya da kötü olmasının nedeninin bize bağlı olabileceğini de unutmamalıyız.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İstenmeyen Tanıdık
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Son Hava Bukucu Tanıtımı
» aşkın bilimsel tanımı
» Aşk-ı Memnu Yeni Tanıtım (Ay-Yapım)
» Sitemi nasıl tanıtabilirim
» aleviler kürtmü türkmü

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 ::  :: DIAGON YOLU :: Çatlak Kazan-
Buraya geçin: