Bu büyülü dünyada karanlıkta yolunuzu bulmaya çalışmak istiyor musunuz?

Sitemize üye olunuz...



 
AnasayfaDeathomens RPGKayıt OlGiriş yap
Hoşgeldiniz. Lütfen, Giriş yapınız ya da Kayıt olunuz.








Sitemize hoşgeldiniz!
Harry Potter zamanını hatta bilinen dört büyücü zamanını bile geride bırakıp daha öncelere götürüyoruz sizleri. Alışılmamış temamız ve özgün sistemlerimizle beraber sizleri bekliyoruz. Sihirli dünyamızın kapılarından geçerek bu heyecan dolu kurguda yerinizi alabilirsiniz.
Sihirli günler dileriz.


blablabla
SITE STATS

User Legend

Paylaş | 
 

 M i ss < N a b o k o v >

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Mistera Nabokov



Mesaj Sayısı : 1
Kayıt tarihi : 04/06/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
42/100  (42/100)

MesajKonu: M i ss < N a b o k o v >   Paz Haz. 12, 2011 4:55 pm

Ağustos 1693

İnsanoğlunun kabuslarında vücut bulduğ; küflü tavanından, envai çeşit toz tabakasına tanımlamayan maddeciklerin düştüğü; dışarıda içeri girmek isteyen, kıvranan güneşin çığlıklarına kulak tıkayan buram buram kan kokan odaya hakim olan tek güç Ondros Kworski'nin nefes hareketleriydi. Al ver, hepsi bu. Zorunda olmasa, tercih etmeyeceği bir eylemdi. Ölümü, hiçbir insanın hissedemeyeceği büyüklükte bir tutkuyla çağırıyordu. Çekilecek acıları aç gözlülükle sinsice gülümserken, vucütları şehvetin tatlı melodisine kendilerini kaptırmıştı. Dönemezdi, bütün bunlar bitecekti ama nasıl? Ne zaman olacağı önemsiz, ne şekil olacağı mutlak derecede önemliydi. Uygun koşullar sağlandığında boynundaki halatı tavana bağlayarak azgın sevgilisinin dudaklarına dokunabilirdi dudakları. Aslında istediği şekilde ölmek herkesin hakkıydı. Daha fazla acılı, en azından çektiklerine değebilitesi olan. Son arzusunun bu olduğunu hissetti. Son bir nefes ve o güzel sevgilinin kolları. Geçen her saniye yenisini eklediği hayallerinin boğazına kırık cam parçasını dayamıştı. 'Arkasından ağlamak ne kadar da aptal işi ha?' diye düşündü.'Gel artık, ne olur daha fazla yorma beni. Gel ve artık al şu ruhumu. Seninim bebeğim.' dedi içinden kanlanmış mavi gözlere bakarak. Tüm kış donuk halde duran buz tabakasını andıran gözler kapandı. Son umut tanesi de yok olmuştu. Tam iki gündür hissettiği boşluk ve katlanılmaz acı ruhunu adeta köleye çevirmiş, elinde meşin kırbacıyla kahkahalar atarak ruhunun en derinine iniyordu büyücünün. Birkaç saatliğine olsun rahatlayabileceği bir çözüm bulmak sevindirmişti onu. Yelkovan on ikinin üzerine gelince hızlı hızlı nefes almaya başladı. Aldığı her bir nefes öncekinden daha kuvvetli oluyor, başını döndürüyor. Şişelerce ateş viskisi şişelerini devirdikten sonraki hali gibi. Sırtını dikleştirdi, kurumuş dudaklarını yaladı ateş viskisi tadını almayı umarak. Beklenenle alınan pek uyuşmasa da kalkıştığı eylemi durdurmayacaktı. Belirsiz sesler çıkardı, buzlar kraliçesini çağırmak adına. Çabaları sonuç verdiğinde gerçekleşenler ağır çekimde seyroluyordu. Derin ve hızlı nefesler... Yaklaşan beş deliğe sahip bir kulak... Kanlı dudaklar... Kesilen nefes... Hırıltılı bir ses... "Öldür beni." Zaferle parıldayan dudaklar ve yana düşen bir baş. Hepsi bu. Şimdilik.

Ocak 1679

"Andressa Kworski derhal yanıma geliyorsun küçük cadı." Korkmuş bir çift mavi göz tavan arasındaki kırık kapıdan heyecanla parlıyordu. Kanında dolaşan adrenalini daha önce böylesine hissettiğini hatırlamıyordu. 'Sakın Andressa, canının yanmasını ister misin?' Bir numaralı ses parıldayan gözlere heyecan yerine düşünceleri ekmişti teker teker. Gitse de kalsa da canı yanacaktı. Bu acıyı en aza indirgemenin yolunu bulsaydı o günün eksikliği yok olacaktı. Tüm olanlara rağmen her zamanki gibi mükemmel bir gündü. Diğer günlerden ufak bir farkı daha az mükemmel oluşuydu. 'Annenin yanına git, o senin için en iyisini istiyor. Babana karşı tek cephen. Andressa salak mısın?' İki numaralı ses karnını ağrıttı küçük cadının. Streslenince yaşadığı rutin bir ağrıydı. Başına beceriksizce geçirdiği kukuletasını çıkardı. Tepesindeki püskülüyle yanaklarına düşen birkaç damla yaşı umursamaz bir edayla kuruladı. Kasıklarında ince bir sızı hissediyordu. 'Hayır çişim gelme ne olur.' diye söylendi olabildiğince kısık sesle. Kasıklarını kuvvetli sıkınca çişinin ona küsüp geri gideceğini zannediyordu. Hala hayallerindeki kadar saftı ve sayılabilecek kadar mutlu. 'Andressa, benim çilekli kurabiyem. Annenin yanına git. Annen canını yakacak hiçbir şey yapmaz.' Ruhu kuklaya dönüşmüş, hareketleri istemdışı gerçekleşmekteydi. Ayağa kalktı, gıcırdayan kapının koluna dokundu sağa doğru yavaşça açıldı. Parmaklarının ucunda merdivenin ilk basamağına bastı, birinci pat sesi duyuldu. İkinci basamağa da indi, ve bir pat daha. Annesinin silueti belli belirsiz görülmekteydi. Gittikçe artan merakı Andressa'ya hükmediyor, durmaması gerektiğini fısıldıyordu. Durmadı, görüş alanına girebilmek için biraz daha indi. Loren Kworski yerde iki büklüm yatan bir şeyi tekmeliyordu. Gözü dönmüştü. "Ne zaman ilgili oldun ki bizimle? Senin küçük fahişeni bulamazsam başıma ne gelecek farkında mısın? Kemiklerimi bile bulamazsın. Lanet olasıca." diye haykırdı. Dudağının sağ kısmını kemiriyordu, ellerini ise sağ sola sallıyordu. Vücudunun verdiği tepki her zamankinden farklı olmuştu. Etrafta ölüm korkusu kol gezinmekteydi. Basit bir insan vücudu ise sersemce ne yapacağını bilemez haldeydi. Ağzının kenarından kan sızmış adamın saçlarından yukarı kaldırdı. "Yardım et bana, korkak soyu. Kalk yüzüme bak cesaretli ol. KALK!" Adam ne olup bittiğinin farkında değildi, sadece içmesine bakıyordu. Şişeyi dudaklarına götürüyor, ağzının kenarından akan kanı temizliyor ve asasını çıkarıyordu kirli montunun içinden. Yıllardır bugünü bekleyen Loren, karşısında gördüğü manzaraya kuvvetli bir kahkaha attı. Yaşadığı stres ve can sıkıntısıyla ince çorabını deldi ve yukarı doğru çekti. O an amacını düşünmeyecek kadar meşguldu kafası. Diplerinden süzülen ter damlalarının her bir zerresini hissedecek kadar hassastı vücudu. Saldırganlığa verdiği önyargı ve kendini koruma isteği empoze olmuş şekilde boş göstermekteydi. Yere tükürdü. Sinirini atmalıydı, bağırmaya başladı. " Sen busun işte. İşe yaramaz sarhoş herifin teki. Aa pardon ama bazı konularda gerçekten çok iyisin. Tek evladımızı Lord'a sunacaktık bugün. Hayatını kurtarmanın tek yoluydu. Sen ne yaptın mahvettin her şeyi. Böyle yaparak onun küçük saf beynini koruduğunu mu sanıyorsun? Birkaç sene sonra tek kulağını kaybetmiş yüzü iyileşmeyen lanetlerin etkisi içinde dolaşırken bulmayı mı yeğliyorsun ha?" Adam ayağa kalktı, mavi gözleri irileşmiş kadına odaklanmıştı. Bitmesini bekliyordu, her şeyin. Tüm bu iğrençlikler silsilesi içinde kaybolmuş ruhlar dansının. Sabırla bekliyordu, şişeyi bir kenara fırlattı ve ayağıyla bozuk bir melodi tutmaya devam etti. "Sen, Ondros. Sana başka diyecek sözüm yok. Ben gidiyorum. Canınızın istediğini yapabilirsiniz sen ve küçük kaltak kızın. İstediğin gibi kullan onu. Ama bu yaptıkların yanında kalmayacak pislik herif." diye bağırdı tek hamlede söyledi bunları. Terkedilen bir adam ve terk eden bir kadın karşı karşıya duymuş bakışıyorlardı. Sessizlik vuku bulmakta, bozacak bir şey yapmak kimsenin göze alamayacağı bir hareketti. Adam durdu, kadına baktı, derin bir nefes aldı, asasını çekti, "Ölmeni tercih ederim. Avada Kedavra."
Kadının cansız bedeni birkaç saniye titredi ve yere yığıldı. Ondros Kworski sinsice bir kahkaha attı ve kapıyı çekip çıktı. Andressa olanların şokuyla merdivene çivilenip kalmıştı. Bağırdı, çığlık attı. Kimsenin duymasını ummayarak. Hayatında bir amaç uğruna yaşayan insanlar kervanına biri daha katılmıştı. Andressa Kworski.

Ağustos 1693


Yüzüne atılan sert tokatlar sonucunda uyanması imkansız olan büyücü gözlerini yarıladı, etrafa baktı. Acıları bir süreliğine dinmişti fakat uyanma vakti gelince yeni hayatına alışması biraz katlanılmaz bir durumdu. Hala aynı yerdeydi, acılar ruhunu intikam almaya çalışan bir fare gibi kemirmekteydi. Kızının yıllardır sabitlenmiş olan kırmızı gözlerine baktı. Artık bir şeylerin sonuna geldiğini hissediyordu. Düdük çalar ve tren kalkar. Arkasından insanlar el sallar geri kavuşmak üzere. Arabalar kalkar, sular dökülür yeniden görüşmek üzere. 'Burada ölsem kimsenin haberi bile olmaz. Haha zaten kimim var ki?' beyninden geçen düşüncelerden, bu öne çıkmışıydı sadece. Gözlerini kapadı,hayal kurmak biraz olsun sakinleştirebilirdi. -Taktak- odanın içinde gezinen topuk sesleri sinir bozucuydu. -Taktaktaktak- fütüristik bir şiirin makine sesleriydi bunlar. -Taktaktaktaktak- "Ölmek mi istiyorsun Babacık?O kadar kolay mı sanıyorsun kefaretinin bu kadar kolay biteceğini mi? Dokun yüzüme neden yandı ha? Kadınları becermek hayattaki tek amacı olan bir piç yüzünden. Kim bu ha? Babam." Kelimeler, yayından çıkmış birer oktular, tam Ondrosun kalbini hedef almış. Birer birer saplanırken genç cadıya acı vermek istercesine gözlerinin en derinine dikilmişti, olabildiğince içine işlemeye çalışarak. Dudaklarını yaladı ve pislik bir sırıtış kondurdu yüzüne. "Benim çilekli kurabiyem aa yıllar sonra söylenecek sözler mi bunlar yakışmıyor doğrusu. Gelsene kollarıma, ister misin yine özlemişsindir. Hangi erkek hissedebildi ki aynısı?" Başı titredi kulağından kanlar fışkırıyordu, kafasından akan kurtçuklar kanın kokusunu almış düzgün bir hizada ilerliyorlardı. Adamın yapacakk hiçbir şeyi yoktu. Biraz kustu, ama kurtçuklar devam ediyorlardı işlerine. Adressa babasına baktı yüzünde tiksinti dolu ifadeyle. Kontrolünü kaybetmişti, dizlerinin üzerine çöktü tozlu zeminde. Başını ellerinin arasına aldı ve ağlamaya başladı. Yüzünü kaldırdı, tek kulağını kurtların kemirdiği babasına, "Ne hale soktun bizi. Annemi öldürürken hiç mi acımadı canın? Neden yaptın bunları bize, aklımı kaybettim piç herif. Crucio." diye haykırdı kıvrılan bedenin üzerinden gözlerini bir an olsun çekmeyerek. "Hesap sormuyorum sana. Bitti, bizi hak etmedin hiçbir zaman, içki şişeleri kızındı, karındı. Onlara dokundun." Ses kesildi hıçkırıklarına engel olamadı. Elinin tersiyle göz yaşlarını sildi ve son sözlerini söylemek üzere ayağa kalktı. "Hatırlar mısın?-" burnunu çekti "Küçükken ölüleri canlandırırdık. Sahne bir: Şarkılar söylenirdi. Sahne iki: Danslar edilirdi. Sahne üç: Ölüler mezarlarından çıkarlardı. Sahne dört: Ölüler konuşmaya başlardı. Sahne beş: Defol." Kuvvetli bir nefes aldı asasını çekti, başını iki yana salladı, babasının ters dönmüş acıyla sallanan vücudu durdu, sol elini sallayarak, "Avada kedavra." Ondros Kworski'nin ruhu boşluğa sürüklenirken bedeni ise yere kuvvetlice çarparak toz tabakasını havaya kaldırdı. Son bir çığlık bulutları sarsmaya, güneşi dürtmeye yeterdi. "Defol hayatımdan, geçmişimden, geleceğimden. Sonsuza kadar." Ağladı, ağladı durmak bilmiyordu Andressa. Hayatının geri kalanını ağlayarak sürdürse bile yaşadığı acıların paslı kırıntılarını silemezdi benliğinden. Kapıyı açtı, ciğerlerine temiz havayı doldurdu. Elinde asası, bitmişliğin verdiği tuhaf huzurla beraber şarkı söyleyerek yürüdü, on yaşından beri hissetmediği amaçsızlığın elinden tutarak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Usta
Usta
Usta


Mesaj Sayısı : 44
En Belirgin Özellik : Puan veririrm
Kayıt tarihi : 23/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Geri: M i ss < N a b o k o v >   Salı Haz. 14, 2011 1:16 am

Anlatım: 22/25
İmla: 13/15
Görünüm: 7/10

Toplam: 42/50 Puan.

İyi Rp'ler...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
M i ss < N a b o k o v >
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 ::  :: RPG MERKEZİ :: Büyücü Gücü-
Buraya geçin: