Bu büyülü dünyada karanlıkta yolunuzu bulmaya çalışmak istiyor musunuz?

Sitemize üye olunuz...



 
AnasayfaDeathomens RPGKayıt OlGiriş yap
Hoşgeldiniz. Lütfen, Giriş yapınız ya da Kayıt olunuz.








Sitemize hoşgeldiniz!
Harry Potter zamanını hatta bilinen dört büyücü zamanını bile geride bırakıp daha öncelere götürüyoruz sizleri. Alışılmamış temamız ve özgün sistemlerimizle beraber sizleri bekliyoruz. Sihirli dünyamızın kapılarından geçerek bu heyecan dolu kurguda yerinizi alabilirsiniz.
Sihirli günler dileriz.


blablabla
SITE STATS

User Legend

Paylaş | 
 

 Darciel.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Claudius D. Dieudonné
Lady Ahern & III. Sınıf
Lady Ahern & III. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 23
Kayıt tarihi : 14/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
44/100  (44/100)

MesajKonu: Darciel.   Ptsi Mart 14, 2011 10:12 pm

Öfke sessiz bir gemi gibidir. Benim öfkem ise durulmayacak bir fırtına, bir şelale gibiydi. Hem soğuk hem yakıcıydı. Öfkem asırlardır taşıdığın tek insanca duyguydu. Nedeninin zaten biliyorsunuz… Çok fazla ölüm gördüm. Kaybettim… Zaten doğduğum andan itibaren hep kaybediyordum. Hayatım bir sırdı. Dudaklarımdan süzülemeyen sessiz bir çığlık olsa da, bir türlü dillendiremediğim şeyler de vardı. Acıyordu. Fakat kimseye söyleyemiyordum. Gözlerimden belli olmuyordu. Zaten kimse de sormuyordu. Son yıllarda –bu birkaç yüzyıl oluyor- yeni bir şey daha hissetmiştim. Kin… Yine Caine’i gördüğümde ona kin besliyordum ama bu farklıydı. En kıymetlime bile kızabiliyordum. Öyle ki bir zaman sonra beni ben bile tanıyamıyordum. Zaten tanımamda gerekmiyordu. Bir zamanlar prensestim. Redblood ırkının lideriydim. Ama herkesi her şeyi kaybettim. Tehlikeli olmasın diye yanı başımda olan halkımın son üyelerinden birisinin de hafızasını sildim. Dragon’un…

Kaçmamın sebepleri vardı. Genelde hiç sevilmezdim. Zaten beni sevenler sadece ‘sevgililer’imdi. Ama hep böyle değildim. Yaklaşık on asır önce seviyor ve seviliyordum. Herkes benim ne kadar egoist olduğumu değil ne kadar ‘iyi’ olduğumu konuşuyordu. Mutluydum. Mutlu ediyordum. Fakat şimdi ne mutluydum ne de mutlu ediyordum. Sadece acı veriyordum. Şimdide öyle yapacaktım. Acı verecektim. Hem de en sevdiklerimden birisine Kaname’ye… Beni kıskandırmaya çalışmıştı. Bana bir yem atmıştı. Şimdi attığı yemin sonuçlarını ödeyecekti. Hem de ne sonuç…Öfkem Kaname’yi yakardı fakat ondan korkuyordum. Benden ayrıldıktan sonra kendi yüzünü saklar olmuştu. Yüzüne ne olmuştu? Bunun cevabını sadece ben öğrenebilirdim. Öğrenecektim de… Canını yaktığımda acısını hissedecektim. Hep hissederdim de… Sonra ne mi olacaktı? Kadınlığımı kullanıp onun olduğumu onu sevdiğimi söyleyecektim. Yalan söyleyecektim. Ama iyi hissetmesini sağlayacaktı bu yalanım. Önemli olan onu o an mutlu etmekti ve ben onu özlemiştim. Ama o beni kızdırmıştı. Biz vampirlerde aitlik ve sahiplik hissi çok gelişmiş olurdu. O bana aitti. Fakat beni kışkırtmaya çalışıyordu. Ama bilmediği yahut hesaba katmadığı bir şey vardı ben sinirlenirsem can yakardım.

Önümde yürürken kadınsı bir kahkaha patlattım. Bana döndüğünde yüzümde yeni tanımladığım ‘Sorcha Tarzı’ bir gülümseme vardı. Bir kedi kadar zarif hareketlerle ona yaklaştım. Elimi yüzünde gezdirdim. Parmaklarımın altındaki teni bir yaprak gibi titredi. Gülümsedim. Bu iğneleyici bir gülümsemeydi. O da bunu bildiği için kaşlarını çattı. Yavaşça bedenimi bedenine yasladım. İnledi. Dudaklarımı dudaklarıyla birleştirdiğim anda gözlerimi de kapadım. Elim onun her zamanki beyaz gömleğinin altında keşife çıkmıştı. Fakat o sadece beni öpüyordu ellerini kullanmıyordu. Kaname böyleydi. Onun sevgisi tuhaf bir şekilde kutsaldı. Benim sürtüklüğümle kirlenmiş olması gerçekten acıydı. Kahverengi saçlarından tutup onu kendime çektiğimde elleri çıplak bedenime uzandı. Çıplak diyordum. Çünkü giydiğim giysi sadece belli başlı bölgeleri kapatıyordu. Siyah kumaş tenim üzerinde tezatlık oluşturuyordu. Tek kelimeyle mükemmeldim.

Öpücüklerimin arasında onun dudaklarından ayrıldığım anda “Seninle burada şimdi sevişebilirim Kaname-sama !” dedim sonra derin bir nefes alıp aç bir şekilde “Ama istersen odamıza da çıkabiliriz. Her şekilde bizi duyacaklar…” dedim. Sonra ona en şirin gülümsememi gönderdim. Hayatım mafolduktan sonra bakireliğimi Kaname ile bozmuştum. Düşüşümden sonra konseyde öldürülmek üzere geldiğimde onla tanışmıştım. Güzeldim. Bu konuda kimse benimle yarışamazdı. Cüretkar asi bir prensestim. Ve nihayetinde sevgili Kaname’min kalbini çalmıştım. Onundum. Benimdi. Bu konuda her ikimizin de söyleyecek sözü yoktu. Zaten biz bir araya geldiğimizde sözcükler değil bedenler konuşulurdu. Duyulan tek ses ilkel iniltiler olurdu. Eşsiz biriydi. Eskiden kalma kırbaç izlerini sırtında yine görmek istiyordum. Onun geçmişi herkese olduğu kadar bana da karanlıktı. Ama bir zamanlar birilerini kızdırdığını biliyordum. Eh, gözüm görüyordu.

Kaname’nin cevabı sadece bir baş işaretiyle gelmişti. Üzerimi düzelttim. Sonra ona gülümseyip “Odamın yolunu biliyorsun!” dedim. Bunu beni kızdırmak için konseydeki ilk günlerimde sürekli söylerdi. O zamanlar bu sözle bile kızarırdım. Fakat şimdi öyle bir niyetim yoktu. Ona güçlü olduğumu göstermek istiyordum. Artık sadece onu istediğim için onunla birlikte olduğumu göstermek istiyordum. Fakat kelimelerimin yeterince etkili olup olmadığı konusunda bihaberdim. Yüzü hiçbir şey belli etmiyordu. Bu da beni sinir ediyordu. Adam gibi onu kızdıramayacaksam yaptıklarımın ne önemi vardı ki? Hiç! Beni sinir etmeyi seviyordu. Ve bugün yaptıklarının altından bir oyun çıkarsa onu PARÇALARDIM!

“Benim kıymetlim beni hiç özlememiş gibi duruyor.”

Kaname’nin bana böyle seslenmesi beni sevindirse de biraz ürkmüştüm. Hem de nasıl ürkme… Kaname’den korkmuyormuşum gibi davranmam sadece nasıl derecede bir oyuncu olduğumun göstergesiydi ama Kaname’nin bana kıymetlim demesi hiçte hayra alamet değildi. Çünkü Kaname genelde bana böyle seslenmezdi. Yüzündeki ifadeden bir şey anlayabilmiş olsam gerçekten iyi olurdu fakat anlamak imkansızdı. Nasıl anlaşılsın ki? O Gezgin’di. Maskeleme işini ondan iyi yapan yoktu. Olacağını da sanmazdım. Sadece onu daha iyi tanımayı umuyordum. Ondan korkmak istemiyordum. Ben, onun gözyaşı dökeceği zamanı bile görmüştüm. Şimdi ondan korkmam kötü olmaz mıydı? Ama buraya ondan korktuğumu göstermek için gelmemiştim. Buraya ona hesap sormak için gelmiştim. Asla aksini yapmayacaktım.

Kaname sözlerinden sonra beni şaşırtacak bir şey yaptı ve bana sarıldı. Kendimi bir an yine korunaklı hissettim. Harika bir duyguydu. Bu duyguyu sadece bana Kaname sunuyordu. Onu çok özlemiştim. Düşünceleri beynimden savurmak için bir hayli çaba göstermek zorunda kaldım. Fakat çabalarım karşısında Kaname’nin öpücüğü daha etkili oldu. Bir anda nabzımın ağzımda attığını hissettim. Daha fazlasını istiyordum ve Kaname bunu bana sunacaktı. Öpücüğüm bir iniltiyle son buldu. Vücudumun ona tepki vermesi şaşılcak bir şey değildi. İnkar etmiyordum. Onu istiyordum. Fakat Belle Morte olduktan sonra bazı şeyler değişmişti. Şimdi onun cici yatak ısıtıcısı değil sevgilisiydim. Yani öyle düşünüyordum. Ayrıca artık bana her istediğinde sahip olamazdı. Yalan söylemeyeyim, Kaname efendimken benim onurumu zedeleyecek hiçbir şey yapmamıştı. İtiraz etmezdim. Çünkü onu istiyordum. Tabi yatakta olanları hiçbir zaman net olarak anımsayamazdım. O gecelere dair tek hatırladığım Kaname’nin benim için güzel olduğumu söylemesi ve tutkulu öpücükleri…

“Bense kıymetlimi çok özledim. Beni aldatmış olsa bile.”


Bu beni şaşırtmıştı. Bu gece beklediğim sözler bunlar değildi. Neden bahsediyordu? Onu… Dragon? Sanmıyorum. Dragon o gün bana geldiğinde çok ama çok edepli davranmıştı. Peki ya kimden bahsediyordu? Ardeur’umu beslemek zorundaydım. Hey, o yokken birilerinin beni düzmesi gerekiyordu. Düşüncem beni onun gözlerine sert bakmaya zorladı. Ona soracaktım. Beş yüzyıldır neredeydi? Hangi cehennemdeydi? Beni bulmak için ne yapmıştı? Beni bulmaya niye çalışmamıştı? Neden kaçışıma engel olmamıştı? Neden Castiel’den beni korumamıştı? Ne hakla bana kızabilirdi? Hangi hakla? O kimdi ki bana hesap soruyordu? İç düşüncem vücuduma sinir yüklemişti. Kaname de sinirliydi. Harika! Gerçekten Harika, diye düşündüm.

“Ben rüyalarımda kadınımı hayal ederken kadınım sadece benim değil başka erkeklerinde rüyalarını süslüyormuş. ”


Artık yetmişti. Beni öyle bir şekilde bırakmıştı ki bu ani reddediliş yüzünden sersemlemiştim. Ama bana bunu yapamazdı. Ona yapamayacağını hatırlatmam gerekiyordu. Tokat attım. Bütün öfkemle ona tokat attım. Biraz önce şehvetle açtığım gömleğine yapışıp onu duvarla arama aldım. Yüzümün sinirden gerildiğini hissediyordum. Gözlerim kızıllaşmıştı. Ellerimde benim gibi doğan vampirlerin yapabileceği özel gücümün auraları oluşmuştu. Kaname’yi yakabilirdim. Onun o güzel yüzünü yakabilirdim. Fakat bunu yapmaya dayanamazdım. Yine de öfkem bana gücümü getirmişti. Prenses olduğum zamanlarda kullandığım gücümü… Gücüme hasrettim. Kaname bana şimdi de gücümü vermişti. Fakat gözleri bana meydan okuyordu. Saçmalıyordu. Onu öldürürdüm. Fakat yapmak istemiyordum.

“Bana imalarda bulunma seni aptal vampir! Eğer benim kim olduğumu hatırlamıyorsan gözlerime bak! GÖZLERİME BAK VE KİM OLDUĞUMU HATIRLA! BEN SORCHA REDBLOOD’UM. BEN DOĞANLARIN PRENSESİYİM. BEN SADECE İSTEDİĞİM İÇİN SENİN OLURUM!”

Sözlerimden sonra uzun tırnaklarımı Kaname’nin yüzünde gezdirdim. Ellerimin altında bir ölü kadar hareketsizdi. Fakat bana karşılık vermesini istiyordum. Bana bağırmasını kızmasını ve belki de haddimi bildirmesini istiyordum. Bana zorla sahip olmasını istiyordum. Pembe dünyasına tıkılmasından bıkmıştım. Aşık olduğum adam olmasını istiyordum. Bana en güçlü olduğunu göstermesini istiyordum. Benim sevdiğim erkek bu adam değildi. Daha bana bile sözünü geçiremezken kime nasıl emir verecekti? Hadi Kaname, diye homurdandım. Bana günümü göstermesini umuyordum. Hey, sert erkeklerden hoşlanırdım pısırıklardan değil.

“Eğer bana yani yatağından çıkan bir kadına bile sözünü geçiremezsen sana acıyorum Gezgin. Sen koca bir hiçsin. Neyse buraya senle artık sadece birlikte olmak istediğim için birlikte olacağımı söylemeye gelmiştim. Ki zaten anlıyorsundur. Bu yüzden hadi bana müsaade. ” Sözlerimden sonra şu aldatma olayının nereden çıktığı aklıma geldi. William… Onu çok özlemiştim. Bunu sesli söylersem işlerin kızışacağını düşünerek “Yeni oyuncağımın ardeurumu besleyeceğini düşünüyorum. Yatakta eminim senden daha iyidir!” dedim. Sonrada sırıtışımı görmesin diye kapıya yöneldim. Ve sonra…Şey ve sonra bayıldım.

Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu…
Hayat zordur ölüm ise kaçıştır. Her zaman kendimi kendim olmaya zorlamış biriyim. Ölümün soğuk dokunuşunu hissetmediğim halde Azrail ile yatacak kadar cüretkârdım. Artık benim hayatta değerler yoktu. Tek istediğim vücudumda biraz adrenalin belki biraz da eğlence tohumlarıydı. Artık birileri yada bir şeyler uğruna kendimi paralamak istemiyordum. Hoş, istesem de yapmıyordum. Olacak ve olmayacaklar vardı benim için artık hiçbir şey istemiyordum. Gittikçe ayran gönüllü biri olmaya başlamıştım. Ya da gittikçe daha acımasız kalpsiz biri. Kendimi bir kuleye kapadığım zamanları hatırlıyordum. O zamanlar döktüğün gözyaşları saf ve temizdi. Şimdiki gibi kanla kaplı yada kibir için dökülen gözyaşları değildi. O zamanlar belki şuan olmayan acıyordu. Kalbim çok acıyordu. Bazen onun yokluğunu hissetsem de bazen keşke hiç olmasaydı diyordum. Kayıplarım çoktu ve kazancım hiç yoktu. Saygınlığımı kaybetmiştim. Saflığımı kaybetmiştim. İyiliğimi kaybetmiştim. Kendimi ve devamında da ruhumu kaybetmiştim. Şimdi ortalarda ‘Belle Morte’ diye dolanan kadın bir f*hişeden, bir kalıptan ibaretti. Ama artık böyle olmak sıradanlaşmıştı. Benimle aynı soyda olanları istemiyordum. Onları görünce canım yanıyordu. Yine geçmişin hatıralarına gömülüyor canımı yakıyordum. Yoruldum. Bunaldım. Kendim olmaktan bile sıkıldım. Neyim, kimim artık ben bile bilmiyordum. Kanayan yaralarıma bile alışmıştım. Kendime rağmen hayata tutunuyordum. Olması gerektiği gibi değil o anın gerektiği gibi davranıyordum.

Kaname’mi kızdırmak hayatımdaki bana en iyi gelen şeydi. Onun nazik profili altında neler vardı bilmiyordum. Gözlerindeki hüznü silmek istiyordum. Bana karşı hep mesafeliydi. Yarım gülümserdi. Ama bana hiç kızamazdı. Aslında Kaname-sama’yı kimse kızdıramazdı. Çünkü o herkesi takmazdı. Onun sınırları öylesine belirgindi ki onun istediği gibi olmak kolay geliyordu. Onun yanındayken tıpkı ağabeyimle olduğu gibi çocuk oluyordum. Şımarık oluyordum ve en önemlisi sahte de olsa güvende oluyordum. Sahteydi mahteydi ama bu duygu bana harika geliyordu. İşte bir zamanlar hep böyle hissediyordum. Kaname-sama’nın bana ‘değerlim’ demesi hoşuma gidiyordu. Çünkü sadece onun için değerliydim galiba başkaları için değil… Dragon’da vardı sonra biri daha… Beynime komutlar yükseliyor sesler bir birine karışıyordu.

“Redblood… Unut.. Doğru… Emrediyorum… Safkan… UYAN!”


Gözlerimi açtığımda elbiselerim üzerimde yoktu. Kaname-sama? Ah, beni bu derece sevdiğini biliyordum. Ama neden hep onunla birlikte olduğumda anılarım benden alınıyordu? Kafamdaki düşünceler arap saçına dönmüştü. Ama mutluyum. Beni benim onu istediğim kadar istiyordu işte. Ayrıca yine benim Kaname-sama’m olmuştu. Kudretli sevgilim. Biricik efendim.

“Geç uyandın!”

Kaname-sama’nın sesi başucumdan geliyordu. Çarşafı göğüslerime çektim ve yataktan doğruldum. “Özür dilerim. Biraz ileri gittim fakat böyle olmasını istemezdim. Sadece beni Dragon’a gitmekle tehdit etmen biraz sinirlendirdi. Müsemma göstermeyeceğim şeyler vardır.” Dragon mu? Bu gece ondan bahsetmiş miydim ki? Bilmiyordum. Zihnim allak bullak olmuştu. Sadece başımı salamakla yetindim. “Gece kötü başlasa da sonu için teşekkür ederim!” Ona doğru gittim dizine oturdum. Yüzünü ellerimin arasına aldım ve dudaklarına aç bir öpücük kondurdum. Saçlarını geriye atıp boynunu ortaya çıkardım. Elimin altında atan nabzını hissettim. Sonra dişlerimi özlemle tenine batırdım. Onun kanını vücuduma çekerken bir inilti duydum. Sanırım bu benden geliyordu. Kaname-sama sanki ellerini nereye koyması gerektiğini bilmezmiş gibi tereddütten kalmıştı. Ama ben ellerimi onun üzerine sahiplenici bir şekilde yerleştirmiştim bile. Elim vücudunun her yerinde geziyor ve izin beklemiyordu. Kollarında kıvrılmış onun kanını içerken artık aramızda sınırlar yoktu. En azından benim açımdan öyleydi. O yine sırları olan adamdı. Ben onu bunca yıldır çözememiştim.

“Özür dilerim Kaname-sama. Şey… Kanınız için teşekkür ederim. Ve affınıza sığınarak size bir şey sormak istiyorum. Ben uyurken hafızama neler oluyor?”

Sözlerim fazla sorgulayıcı geldiği için biraz kızarmıştım. Kaname-sama gözlerini kaçırdığında ise yüzünü tutup bana bakmasını sağladım. Gözlerinde mesafe vardı. Gözlerinde sır vardı. Ayağa kalktım ve ona yine tokat attım. Bu sefer canım yandığı için tokat attım. Onun canı yansın diye tokat attım. Arkamı döndüm. Gözyaşlarımı sakladım. Artık sır istemiyordum. Bunu bağırarak söyledim.

“Kaname-sama beni sevmiyor. Benimle oynuyor. Benden kendisi saklıyor ve sonra beni sevdiğini söylüyor söylesene bunun neresinde sevdi bunun neresinde aşk? Kullanılan bir peçete gibi işin bitince atıyorsun beni ve bana senle ilgili hatıralarımı bile bırakmıyorsun. Ne düşünüyorsun!.”

Sesimde çaresizlik vardı. Ellerimi yüzüme kapadım ağladım. Artık sır istemiyordum. Sevdiğim adamın bana böyle yapmasını istemiyordum. Ne vardı sanki biraz kendisini açsa yerinden kalktığını hissettim fakat ona dönmedim.



Belle Morte adında bir karakterimin rp'sidir. İspatlanabilir ^^
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Thierry Neuvic
Lord Jules & III. Sınıf
Lord Jules & III. Sınıf
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 104
Yaş : 29
En Belirgin Özellik : Kinci
Kan Durumu : Bulanık
Gerçek Ad : Kerim
Kayıt tarihi : 13/10/10

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek: Metamorfmagus
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Geri: Darciel.   Salı Mart 15, 2011 12:58 am

Anlatım (Akıcılık, betimleme, vs.): 22/25
İmla: 13/15
Görünüm: 9/10;karakterin konuşma rengi değişmiş, küçük bir dikkatsizlik olmalı.


Toplam: 44/50 Puan

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Darciel.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 ::  :: RPG MERKEZİ :: Büyücü Gücü-
Buraya geçin: